Bir mevsim daha geldi geçti. Mayıs’la birlikte bahar bitmiş yaz başlamıştı. Kiraz mevsimiydi gelen, eskilerin Kiraz diye adlandırdığı Haziran... İkindi güneşi yavaş yavaş ışıklarını kaybederken, şehrin üzerindeki sis bulutu bir ufuk çizgisi gibi yükseliyordu Munzur’un doruklarından Keşiş Dağları’nın... eteklerine... Ağustos ayında bile erimeyen Munzur’un kuzey doruklarındaki kar, şehrin yalnızlığına dokunuyordu tepelerden, kirazların kızıllığından uzak…
Yitik bir öyküydü dokunan yalnızlık, yitik bir kentin kıyısında…
Dağlarda savaşan bir isyancının son sözleri kadar yalnız, bir vatanseverin silahından fırlayan kurşun kadar ağırdı suskunluğum… Kiraz dudaklarında unutmuştum Ferhat’ın Şirin’e olan sevdasını…
Karaköprü’de, Heft Reng’in kıyısında balık tutan dokuz yaşındaki Suphi’nin o haylaz gülüşlerinde bırakıp gelmiştim sensizliğin yıkıntılarını… Bedenini özlemiyorum artık. İki iklim farkıydı sevdamız. Nietzsche’nin hastalığından daha ağırdı hastalığım, Fırat kadar asiydi ruhum…
Aras Aras han Aras Bingöl’den kalkan Aras, Al başımdan bu sevdayı Hazar’da çalkan Aras… Fırat bir yana, Aras bir yana akardı… Birbirinden habersizdiler. Tıpkı uzak ve yağmur yağan bir ülkede, birbirine yabancı iki yalnız kule gibi… Bir denizde de buluşmazlardı asi Fırat ve sevda masalı Aras...
Ben bu dünyanın ölçülerine sığmıyorum. Yaz sıcağında üşüyen parmak uçlarımı ısıtmak için patiklerini telaşla çıkarıp ayağıma giydirmeye çalışan yaşlı ninemin hayal gözlerinde unuttum yokluğunu acısını…
Bir mevsim gibi geçiyorum işte kapından. Güzel şeyler öğrendim senden hayata dair. Kim bilir belki de sana borçluyum, varlığıma, benliğime dair ne varsa güzel olan. Seni güzel hatırlayacağım. Sen sevda masalı Aras, bense asi ruhlu Fırat…
Bir otel odasında unuttum gülüşlerini… “Sen miydin, yoksa ben miydim bu sevdayı kurşunlayan” diye sorgulamıyorum artık. Bütün suç asi ruhumdadır benim çünkü. Amerika’da Los Angeles’da, bir zenci sokağında suç işlense sorumlusu benim. Yitik zamanların katili benim çünkü…
Eksik zamanlardan geliyor mavi yalnızlığım. İşte bu yüzdendir ki, dağlarda savaşan bir isyancının son sözleri kadar yalnız, bir vatanseverin silahından çıkan kurşun kadar ağırdır suskunluğum…
Munzur'un doruklarındaki kar, yalnızlığına dokunuyordu şehrin, gecenin sığ sessizliğinde… Kiraz mevsiminde unuttum kiraz dudaklarını… Gözlerin kaldı aklımda, bana bakarken uzaklara dokunan gözlerin…
Yitik bir öyküydü dokunan yalnızlık, yitik bir kentin kıyısında… ve ben geceye yazdım masum mavinin öyküsünü…
|